Şimdi alma, seneye de ödeme

Çok güzel bir kampanyaya denk geldim. “Yavaş Yaşamı Destekleme Derneği” -ki var mı gerçekte böyle bir dernek bilmiyorum :)-  yavasyasa.com adresinde ilk kampanyalarını duyurmuş. “Hayatı, zamanı, dünyayı tüketme!”.

Görseller, sloganlar ve metinler oldukça dikkat çekici. En azından benim gibi bir süredir insanların -ve kendimin- tüketim alışkanlıklarını sorgulayan birisi için oldukça dikkat çekici. Aslında bu yazıda kendi cümlelerimin olmasını isterdim ama sitede o kadar güzel metinler yazmışlar ki, birebir kopyalamaktan başka çarem kalmıyor.

Daha yeni cep telefonu, daha hızlı araba, daha çok ayakkabı, yeni moda giysiler, daha büyük evler… Durmadan tüketiyoruz. Dünyamızın karşılayamayacağı kadar tüketiyoruz ve dünya bize yetmiyor ama başka bir dünya da yok. Daha fazla tüketebilmek için zamanımızı, hayatımızı tüketiyoruz. Cep telefonumuzdan memnunuz ama yenisi çıkınca kendimizi almak zorunda hissediyoruz. Arabamız bizi istediğimiz yere ulaştırıyor ama daha hızlısını, daha güçlüsünü almak istiyoruz. Evimizde mutluyuz popüler bir sitede rezidans almak için için on yıllarca ödeyeceğimiz borcun altına giriyoruz. Satın aldıkça daha popüler, daha güçlü, daha güzel, daha cesur, daha mutlu olacağımızı sanıyoruz.

Yeni aracın 4×4 olunca mı dağlara çıkıp kamp yapacaksın? Daha pahalı kıyafetler giyince daha çok mu arkadaşın olacak? Rezidansta oturunca daha mutlu mu olacaksın? Her ay ödemen gereken faturalar arttıkça daha mı özgür olacaksın? Satın aldığımız ancak mutluluğumuza, yaşam kalitemize bir katkısı olmayan “şeyler” yüzünden her ay daha fazla fatura ödemek, daha az parayla geçinmek, daha çok çalışmak zorunda kalıyoruz.

Daha çok satın alabilmek için daha hızlı yaşıyoruz, hayata yetişebilmek için kendimize ve sevdiklerimize daha az zaman ayırıyoruz. Zihnen ve fiziken daha çok yoruluyoruz daha mutsuz oluyoruz. Buna rağmen ne kadar kazanırsak kazanalım kazandığımız para yetmiyor. Daha çok çalışıyoruz, daha hızlı yaşıyoruz. Sürekli bir yerlere yetişmemiz, başka bir yerde olmamız gerektiğini hissediyoruz. Nerede olursak olalım sanki başka bir yerde olmamız gerekiyormuş, kaçırdığımızı bir şeyler varmış gibi hissediyoruz.

 

Tüketim kültürünü, bize katmadıklarını keyifli bir metinle özetlemişler. Keyifli dedim çünkü benim düşüncelerimi çok iyi yansıtıyor. Belki sizin için çok “banal” gelebilir ya da olur da burdan kendinize pay çıkartıp “evet yaa” derseniz keyfiniz kaçabilir. Her neyse.

Biraz kişisel yaşamımdan örneklendirmek istiyorum. Özellikle yazılım sektöründen başlamak istiyorum. Çünkü öyle bir sektör ki, ne yaparsanız yapın kendinizi yetkin hissedemiyorsunuz. İlk olarak IoT denilen nane ile başlayacağım. Yaklaşık 2 yıl önce RaspberryPi satın aldım. Öyle çok pahalı birşey değil bu. 100 lira kendisi, 50 lira da kabloları, sensörleri vs. Bilmeyenler için, cüzdan boyutunda bilgisayar diyebiliriz. Bu bilgisayar normalden farklı olarak çeşitli sensörlerle, cihazlarla iletişime geçebiliyor. Örneğin ısı-nem sensörü. Çakmaktan küçük bir sensörü Raspberry’e bağlayarak odanızın ısısını ölçebiliyorsunuz. Ne kadar güzel değil mi? Bu cihazı kullanarak evimi akıllı hale getireceğim. Işıkları kapatıp açacağım. Güvenlik cihazı haline getireceğim.

(getiremedi)

Cihazla toplam uğraştığım saat 10-12 filandır tahminen. Uğraşırken keyif aldım. Çünkü küçüklüğümden beri böyle şeyler ilgimi çekmiştir. Ama daha fazlası gelmedi. Şu an cihaz bir köşede yatıyor. Peki neden aldım? Gerçekten alma amacım birşeyler üretip mutlu olmak mıydı? HAYIR. Çok sonradan düşününce farkettim ki, kendimi o cihazı almak zorunda hissettim. Çünkü çevremdeki bir çok yazılımcı bu cihazlarla uğraşıyordu. Çünkü benim onlardan neyim eksikti? Derhal bu duruma ayak uydurmalıydım. Kendimi cihazı almaya şartladım, ihtiyacım olduğunu düşündüm. Halbuki bu sadece tüketim psikolojisiydi. Çevremdeki herkesin yaptığını yapma ihtiyacı.

Bu belki de kendi adıma verebileceğim tek örnek olabilir. Bundan sonra vereceğim örnekler kendimi tüketim kültürüne kaptırmayışımın örnekleri. Tabii ki standart olarak telefonla başlamak istiyorum. 3 yıldır Samsung Galaxy S4 kullanıyorum. Güvendiğim birinden ikinci el almıştım. Evet evet, ikinci el aldım. Ve  bu 3 yıllık süreçte hiç değiştirme/daha iyisini alma ihtiyacı hissetmedim. Çünkü telefonum sorunsuz çalışıyordu. Tüm ihtiyaçlarımı da karşılıyor. Daha iyisini neden almalıyım? iPhone almak zorunda mıyım? Çevremde herkes iphone kullanıyor. Hatta asgari ücretle çalışan kişiler bile (bunu birebir yaşadım, klişe değil) son model iPhone kullanırken, ben 3 yıldır ikinci el bir telefonu kullanıyorum. Olacak iş değil! Oluyor. Çünkü ben ihtiyacıma göre tercih yapan birisiyim. Bugünki ihtiyacım internete girmek, mesaj programlarını kullanmak, maillerimi kontrol etmek. (Aslında maillerimi kontrol etmekte ihtiyacım değil. Öyle gibi hissediyorum.) Eğer şu anki telefonum bozulursa yine aynı ihtiyacımı karşılayacak bir telefon alırım. Tabii ki bunun için son model almama gerek yok. Eğer ihtiyaçlarım farklı olsaydı, örneğin oyun oynamak gibi, o zaman belki daha güçlü bir telefon düşünebilirdim. Aslında ihtiyaç kelimesini kullanıyorum ama oyun oynamak tam olarak bir ihtiyaç değil. Belki kullanım amacı diyebiliriz. Şimdi lütfen kendinizi sorgulayın. Bir telefondaki ihtiyaçlarınız nelerdir?

Bilgisayar ile devam edelim. Malum, günümün çok büyük kısmı bu meretle bakışarak geçiyor. Peki son model bir bilgisayara ihtiyacım var mı? Pek zannetmiyorum. Masaüstü bilgisayar topladığımda, 4 yıl önce, son model işlemciyi almadım. Biraz performans testleri vs araştırarak son modelin bir altı işlemciyi aldım. (i7-i5) Bunu yaparken de yine benzer şekilde davrandım. Son model işlemciye gerçekten ihtiyacım var mı? Hayır. Ne kadar doğru bir karar vermişim. 4 yıldır -nazar değmesin- bilgisayarım hiç beni pişman etmedi. Tahminlerime göre en az 2 yıl daha çok rahat biçimde kullanabileceğim. Eğer ihtiyaçlarımı karşılayamazsa tabii ki değiştirmeyi düşünürüm. Ama unutmayın ki, benim bilgisayardaki güç ihtiyacım “son kullanıcı”nın güç ihtiyacından çok daha fazla işim gereği.

Bu konuda çevremde en çok şunu duyuyorum: “Bende macbook var, 3 saniyede açılıyor. Yanımdaki kişi bilgisayarının açılmasını beklerken ben kod yazmaya başlayabiliyorum” Bir dakika ya! Bilgisayarın bu kadar hızlı açılması neden önemli? 1 dakika bekleseniz -ki benim bekleme sürem parola girme süreleri dahil yarım dakika- milyonlar mı kaybedeceksiniz? Bilgisayarın hızlı açılması nasıl bir ihtiyaç olabilir? Bana hayatımda ne katar? Günlük 1440 dakikadan 1 dakika kazandırır. Bekleyin arkadaşlar. 1 dakika bekleyin. Zaten bütün gününüz bu bilgisayarın başında geçiyor. Bilgisayar 1 dakika daha hızlı açılınca siz o 1 dakikanızı yine bilgisayara harcıyorsunuz. Sizin yaşamınıza hiç bir pozitif etkisi yok.

Geçiyorum programlama dilleri konusuna. Kısa tutacağım. Şu an yazılımcılara bakın, bütün hepsi bildiği dilin haricinde bir dil öğrenmesi gerektiğini düşünüyor. Neden? Çünkü trend öyle. Sürekli yeni şeyler çıkıyor ve o yeni şeyleri öğrenmek zorunda. Neden ya neden? Neden her (yeni) şeyi öğrenmek zorundayım? Yaptığım iş kadarını öğrensem bana yetiyor. Yeni şeyleri de ihtiyacım olduğunda öğreniyorum zaten. Onun dışında yaptığım işi daha iyi yapmak için kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Çıkan her yeni teknoloji sizin öğrenmeniz için değil. Öğrenmeyin. Öğrenmezseniz hiçbir şey kaybetmezsiniz. Biraz aslında detaylı bir konu, bunu başka bir yazıda daha detaylıca yazacağım. O yüzden kısa tuttuğumu düşünerek geçiyorum.

Televizyona gelicem. 4K televizyonlar çıkmış. İnanılmaz biçimde pazarlanıyor ve insanlar alıyor. Arkadaşlar en fazla Acun’un programlarını izleyeceksiniz, yapmayın. Kaldı ki çoğu kanal-film-dizi 4K teknolojisiyle uyumlu değil. Eğer gerçekten bir kültürünüz varsa, film izlemekten keyif alıyorsanız, detaylara önem veriyorsanız alabilirsiniz tabii. Bu arkadaşlara lafım yok. Bütün gün reality show izleyen yeni gelin evlerine lafım. Sırf evleniyor diye en iyisini alanlara. Bakın, bir şeyin en iyisi, aslında en iyisi değil. En iyi, kişiseldir. Size en iyi diye satılan şey aslında en iyi olmayabilir, çoğunlukla da olmuyor. Size satabilmek için ona en iyi diyorlar. Düşünüyorum düşünüyorum, son model televizyona sahip olunca siyah-beyaz dönemde televizyon izleyenlerden daha çok keyif alıyoruz mu sorusuna yanıt veremiyorum. Ölçmedim tabi ama, pek zannetmiyorum. En azından aileme bakınca benzer keyif alındığını görüyorum. Tuhaf. Ne yaşam kalitesi artıyor, ne aldığımız keyif artıyor. Ama biz ürünün en iyisini almak için çabalıyoruz.

Kendi açımdan en çok yorumu teknolojik ürünlerde yapabiliyorum. Diğer tüketim konularında da yorum yapmak isterdim. Ama maalesef kendimi yazıda anlatabileceğimi pek düşünmüyorum. Örneğin paylaştığım metinde bahsi geçen araba konusu. Hiç araba kullanmadım, bilmiyorum. Şu an dışarıdan bakınca aracın güvenilir olmasına bakarım diye düşünüyorum. Koltukların altında ısıtma var mı diye bakmam mesela. Ne kadar hızlı gittiği hiç önemli değil. Keşke tüm arabalar hız limitleri aşılmayacak şekilde tasarlansa. Neden bu kadar hıza ihtiyacımız var ki? Ya da, farklı bir konuya değinecek olursak, neden çok büyük evlere ihtiyacımız var? Gereksiz eşyalarla doldurmak için mi? Gerçekten bunu anlayamıyorum. (Bu arada şu emlak balonu bi patlasa da rahatlasak, ev alsak ya. Kaç senedir ha patladı ha patlayacak diye bekliyoruz :() Hele o rezidanslar? Gerçekten insanlar nasıl yaşıyor buralarda anlamıyorum. (Ofisim rezidansta :)) Her fırsatta “yaaa o eski komşuluklar kalmadı” deyip, kart okutarak yan dairemizde kimin kaldığını bilmediğimiz bir binaya giriş yapıyoruz. Bu arada, rezidansları doğuran şeyin  ya da özellikle İstanbul’da binalaşmayı arttıran şeyin, popülasyon artışı olduğunun bilincindeyim. Bu yine başka bir tartışma konusu olabilir. Paragrafın başında kendimi anlatabileceğimi düşünmüyorm diyip, anlatmaya çalışmışım yine :)

Bu çağa ayak uyduramadığımı düşünüyorum. Arafta kalmış gibiyim. Düşüncelerimin %100 doğru olduğunu savunmuyorum. Herşey tartışmaya açık. Ama görüyorum ki, bu tartışmaları yapanların sayısı da çok az. Bu tüketim kültürü beni alıp götürmese de yakın çevrem bundan etkileniyor ve dolayısıyla ben de etkileniyorum. Bazı arkadaşlarım bu durumu zenginin malı, züğürdün çenesi durumu olarak yorumluyor. Komünizmi çökerten “doktorla çöpçü aynı maaşı mı alacak” sorusu gibi “paran olsa en iyisini almıcaksın sanki?” benim düşüncelerimi çökertiyor gibi görünse de aslında tüketim kültürünün varlığını çürütmüyor. Tüketim kültürü paradan bağımsız bir konu bence. Hatta yeni programlama teknolojilerinin tüketilmesi de bu tüketim kültürüne dair güzel bir örnek. Bu konuda daha fazla tartışmaya ihtiyacım var. Daha fazla okumaya. Özellikle karşıt görüşleri dinlemeye. Yazının linkini gönderip zorla okuttuğum arkadaşlarımdan yorumlarını bekliyorum. Eğer yorum yapmıyorsanız okumadı varsayıp başınızı yiyeceğim. Şans eseri bu yazıya denk geldiyseniz eğer her türlü katkınızı bekliyorum. Eğer denk gelen olmazsa çok üzülürüm :(

Bitirirken, nerede okuduğumu hatırlayamadığım bir anı paylaşacağım. Bir Türk, güney amerika seyahatinde bir şehre(ya da kasabaya) gidiyor. Saati olmadığı için oranın yerlilerine soruyor. Sorduğu herkes acayip saatler söylüyor. Örneğin yarım saat arayla sorduğu saatlerde bir kaç saatlik fark söyleyebiliyorlar. Sonradan anlıyor ki (belki de sorup öğreniyor) herkesin saati kendine göre ayarlanmış. Ortak bir saat yok.

Bu da böyle bi anıydı işte…

Şimdi alma, seneye de ödeme” üzerine 5 düşünce

  1. Mirat Can Bayrak

    > Geçiyorum programlama dilleri konusuna. Kısa tutacağım. Şu an yazılımcılara bakın, bütün hepsi bildiği dilin haricinde bir dil öğrenmesi gerektiğini düşünüyor. Neden? Çünkü trend öyle. Sürekli yeni şeyler çıkıyor ve o yeni şeyleri öğrenmek zorunda. Neden ya neden? Neden her (yeni) şeyi öğrenmek zorundayım?

    Daha önce yazdım ama buraya da yazdım ama buraya da yazayım. İki farklı developer türü var bana göre birinci tür programlama işinin kendisinden zevk alan tip, bu adam “hello world” kodlarken 4 tane frameworkü üst üste koyar, bizzat bunları kullanabiliyor olmaktan zevk alıyordur. Diğerleri de sonuç odaklılar sen ben onlara giriyoruz (sen biraz daha dirençlisin sanki) onlar direkt sonuca bakıyor, diğerlerini uzaylı gibi algılıyor.

    Ev, araba, TV konusuna katılıyorum. Hatta bizim evde bir TV konusu dönüyor direniyorum 4K tv almamak için.

    Cevapla
    1. shibby Yazar

      Kanalların çoğu henüz 4K desteklemiyor. Filmlerde durum nasıl bilmiyorum. Bir de onları indirmesi var tabi. Teknik olarak açıkla bence durumu. Çok şey biliyomuşsun gibi alakasız terimler de sıkıştır filan :)

      Cevapla
  2. Ali Caner

    “Paran olsa en iyisini almıcaksın sanki?” diye soranlara “Almayacağım! İhtiyaçlarımdan artanı ihtiyaç sahiplerine vereceğim.” diyemediğimiz sürece bu tüketim de devam edecek.

    Cevapla
  3. Oral ÜNAL

    Tüketim çılgınlığı denilen olay zaten “komşularını tanımamayı” gerektiriyor. Kaldı ki ultra değer veren biri olarak bu duruma gerçekten üzülüyorum. iPhone 5’imle mutluyum <3

    Cevapla
  4. Ege

    Tüketim odaklı yaşam, bu kadar organize olmuş, iliklerimize kadar işlemiş olunca tüketmeyenler ciddi bir baskı altında kalıyor. Yorumlarda arkadaşlar da özetlemiş, aile içinde bile yeni televizyon almamak için uğraşıyorsun. Bu durumda tüketmemek bir direniş halini alıyor. Bulunduğun konumu korumak için çaba sarfetmen gerekiyor. Yeni çıkan uygulama senin telefonunda çalışmamaya başladığında ve çevren seni espirili de olsa marjinal ilan ettiğnde bulunduğun yeri savunmak gerekiyor. Muhtemelen bu yazıyı yazma motivasyonun da buradan geliyordur.

    Tabii ki tüm direniş mecraları gibi bu da tek başına yapınca oldukça zor. Eğer tüketimin karşısındaki konumundan memnunsan ancak tek başına olmak yalnız hissettiriyorsa en kolay yöntem, kendin gibi olanlarla buluşmak. İstanbul kadar kalabalık bir şehirde insan elbet kendisi gibi insanlar bulabiliyor arayınca. Küçük de olsa bir topluluk oluşturduktan sonra seninle benzer fikirleri paylaşan, ancak bunları uygulamaya koyamamış insanlara da motivasyon sağlamış oluyorsun.

    Aklıma gelen örnek organizasyonlar:
    – Yeryüzü Derneği Repair Cafe
    – Sık sık açılan takas pazarları
    – Freecycle
    – Gıda toplulukları (Yeryüzü Derneği, Dürtük)

    Bu arada S4’ün hala çok işe yarıyor :-)

    Cevapla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir